10 Eylül 2009 Perşembe
Sadece 1 soru
Karanlıktı. Sitenin etrafını çevreleyen yolda dolmuş bekliyordum. Yolun kenarına arabalar park ettiği için pek kullanılmıyordu burası. İnsanlar ise sitenin içinden yürümeyi tercih ediyordu. Bense yolun karşısındaki güvenliğe güvenerek orda bekliyordum. Her soruşumda şöförlerin '15dk. arayla çıkıyoruz' demesine rağmen yine yarım saattir orda bekliyordum. Her ışığı gördüğümde gözümü kısarak dolmuşun gelebileceği en uzak noktaya bakıyordum. Artık umudumu kesme noktasına geldiğimde elinde bir bavul ile birlikte bir adam bana bakarak geliyordu. Güvenliğe doğru koşmamak için kendimi zor tuttum. Uzun boylu ve zayıf bir adamdı. Geldi ve yanımda bavulunu bıraktı. Elini cebine soktu ve bir kağıt çıkardı.'Gürpınara nasıl gidebilirim?' diye sordu. 'Bende oraya gidicem bekleyin birazdan dolmuş gelir' dedim. 'Burda mı oturuyorun' dedi. Sorularından hiç süphelenmemiştim. 'hayır dolmuşun son durağının oralarda' dedim. Neden böyle ayrıntılarla konuştuğumu bilmiyordum. Sadece soru cevaplamaktan rahatsız olmuştum ve 'benim nerde oturduğumu öğrendiğine göre benimde onun nerde oturduğunu öğrenmem gerekir' diye düşünerek 'siz nerde oturuyorsunuz?' dedim. Masum bir soruydu. 'Ben bodrumda yaşıyorum. 7 yıl once yemin etmiştim Istanbula gelmeyeceğime. Fakat şimdi amcam Gürpınara taşınmış ona ziyarete geldim.' dedi. Sözünü yaklaşmakta olan dolmuş böldü. Tezcanlılıkla benden önce bindi. 'Aman abi napıyorsun bu değil. Benim bindiğime biniceksin'diyerek indirdim dolmuştan. İsteseydim o dolmuşa bindirip uzun sürecek sohbetimizi erken noktalayabilirdim ama yakın hissetmiştim kendimi. Daha dolmuş gözden kaybolmadan bizim dolmuş gelmişti. Önce binmeme izin verdi. Hemen arkamdan o bindi. 2mizde ayaktaydık. Hala konuşmuyorduk. Araya birkaç kişi koyarak göz temasınıda kesmiştim ama nerde olduğuna bakıyordum. 'Yaklaşınca ona haber verir iyi akşamlar der evime giderim' diye düşünüyordum. Bir yer boşaldı. Hemen oturdum. Çok geçmeden yanımdaki de kalktı ve o adam yine geldi. Her muhabbet kurmak isteyen yabancı gibi 'okuyormusun?' dedi. 'evet' dedim. Arkasından gelicek klişe lafları beklemeden 'siz çalışıyorsunuz değil mi ?' dedim. Bodrumda bir bar işlettiğini,(adını verirdim ama reklama girer) adının Hüseyin olduğunu anlayabildim. Sonra konu nasıl olduysa Alman bir kadınla evlendiğine kızını isveçte okutucağını anlattı. Konuşuken ara vermiyordu. İnmesi gereken yere yaklaşıyorduk ve sözünü kesemiyordum. Heycanlamıştım. Konuştuklarını dinlemiyor, bir yola, bir de yüzüne bakıyordum. Durumumu anladı ve ' geldik galiba' dedi.'Evet sağlıkocağı solda' dedim sonra bir yabancıya yardım etme mutluluğuyla 'kaptan sağda indir' diye bağırdım. Biraz fazla bağırdım galiba şöför aynadan bana baktı. Şöförle göz temasına kesip Hüseyin abiye döndüm. 'Abi çok memnun oldum' dedim. 'bende memnun oldum. Bodruma kız arkadaşınla bir kaçamak yaparsan gel uğra' dedi. O anda canımın içinde can oldu. Kalkıp öpesim geldi ama sonra mantıklı düşününce 'Newyork mu lan burası hangi kız benle bodruma kaçıcak'dedim. Hüseyin abiyi başımla selamladıktan sonra yüzümde bir tebbessümle yoluma devam ettim ve eve gidene kadar kız arkadaşımla bodruma yapacağım kaçamağı düşündüm. (Bu arada dolmuş paramı da Hüseyin abi verdi. Öpüyorum onu ben)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder